"Öküz saraya girince kral olmaz, saray ahır olur. Zira karakter yoksa, taht yük olur."
Yüzyıllardır dilden dile dolaşan bu söz, aslında bir toplumun en büyük yarasını anlatır: Makam sahibi olmakla devlet insanı olunamayacağını…
Bugün birçok kurumun en büyük sorunu bina eksikliği değil, bütçe yetersizliği değil, insan kalitesindeki aşınmadır. Çünkü bazı koltuklar ehil insanları büyütürken, bazı insanlar oturdukları makamı küçültür.
Devlet ciddiyeti; bağırmakla, makam aracıyla, koridorlarda sert yürümekle oluşmaz. Adaletle, vicdanla, liyakatle oluşur. Bir kurumun kapısından içeri giren vatandaş, karşısında kibir değil güven görmek ister. Çünkü resmi kurumlar şahsi egoların tatmin alanı değil, milletin emaneti olan yerlerdir.
Ne yazık ki bazen makam sahibi olan bazı kişiler, oturdukları koltuğu güç zannediyor. Oysa koltuk insana güç vermez; karakteri yoksa sadece gerçek yüzünü büyütür. Yetkiyi hizmet için değil üstünlük kurmak için kullanan anlayış, zamanla kurumu yorar, çalışanı küstürür, vatandaşı devletten uzaklaştırır.
Asıl mesele şudur:
Bir insanın makamı büyüdükçe tevazusu da büyüyor mu?
Bir insanın makamı büyüdükçe tevazusu da büyüyor mu?
Çünkü devlet terbiyesi; insan ayırmamayı, gazetecisine başka vatandaşına başka davranmamayı, eleştirene düşman gözüyle bakmamayı gerektirir. Kurumlar kişisel hesaplaşma alanı değildir. Orada esas olan hukuk, eşitlik ve saygıdır.
Bugün toplumun en çok özlediği şey; güçlü görünen yöneticiler değil, adil davranan yöneticilerdir. Çünkü adaletin olmadığı yerde disiplin korkuya dönüşür. Korkunun olduğu yerde ise ne huzur kalır ne güven.
Unutulmamalıdır ki;
Makam geçicidir, karakter kalıcı…
Makam geçicidir, karakter kalıcı…
Ve insanı bulunduğu koltuk değil, o koltukta sergilediği ahlak yüceltir.




