Yazıma Hazreti Mevlana’nın bir seslenişi ile
başlıyorum:
“Her gün bir yerden göçmek ne iyi,
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş,
Dünle beraber gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”
Yazımda ikinci olarak da şu noktaya dikkat çekiyorum:
İşi
doğru yapmak mı önemli, doğru işi yapmak mı önemli? Doğru işi doğru yapmak mı
önemli?
Yönetişim “yeni şeyler söylemek adına, dünde kalması
gereken şeyler adına önemli bir kavramdır.”
Açık ve net olarak belirtiyorum. Artık yönetim
devrinde değiliz, yönetişim devrindeyiz.
Artık “işi doğru yapmak mühim değil, artık, doğru
işi doğru yapmak mühim.”
Artık tepeden inmeci ve emreden yönetim değil, ortak
akılla, hep birlikte yönetim mühimdir.
Bu yönetimin adı yönetişimdir.
Yönetişim, hem kamuda ve hem de özel
sektörde gereklidir. Özellikle de kamu yönetiminde gereklidir. Çünkü özel
sektörün hedefi kârlılık ve maliyetleri en aza indirmektir. Bu hedef
doğrultusunda özel sektör kendisine bir yön çizer ve ister yönetim olsun,
isterse yönetişim olsun bir yol bulurlar. Ancak kamuda durum böyle değildir.
Kamuda kamu yararı geçerlidir. Kamu yararı da sözde kalmamalı ve özde
gerçekleştirilmelidir. Kamuda hangi yöneticiye sorsanız ağzında
“kamu yararı” sözü eksik olmaz. Bu sözü sakız gibi çiğner çiğner durur.
Halbuki, bu sözün ağızda çiğnenmemesi ve uygulamada gerçekleştirilmesi gerekir.
Kamu yararını uygulamada gerçekleştirmenin yolu da yönetim değil,
“yönetişimdir.”
Türk Dil Kurumu “yönetişim” kavramını; resmi ve özel
kuruluşlarda idari, ekonomik, politik otoritenin ortak kullanımını olarak ifade
etmektedir.
Yönetişim kavramıyla birlikte, açıklık, hesap
verebilirlik, performans ve toplam kalite gibi hususlar öne çıkmaktadır.
Yönetişim sürecinde kararların nasıl alındığı ve
vatandaşların yönetim sürecine nasıl katıldığı önem taşır.
Yönetişim,
klasik yönetimin katı ve merkeziyetçi kurallarını dışarıda bırakan, dikey değil
yatay hiyerarşiyi esas alan bir modelin adıdır. Yönetişimde de elbette insan,
teşkilat, mevzuat ve fiziki unsurlar olmakla birlikte, bu unsurların kullanımı
farklıdır. Yönetimde insan kaynakları emreden ve emredilenler şeklinde ikili
bir ayrıma tabidir. Yönetişimde böyle bir ikili ayrım yoktur. Herkes kurumun maksat
ve hedefini gerçekleştirmek için el ve gönül birliği etmişlerdir.
Yönetim kavramı herkese tanıdık ve bildik gelse de
yine de tanımlayalım.
“Yönetim, insan, teşkilat, mevzuat ve fiziki
(bina, masa vb gibi) unsurların bir araya getirilerek, belli bir maksadın
gerçekleştirilmesi için yapılan planlama, uygulama, kontrol ve tedbirler
bütünüdür.” Yönetimde bu maksadın gerçekleştirilmesi için dikey bir hiyerarşik
yapı ve bu yapı içerisinde katı kurallar söz konusudur. Yönetim aynı zamanda
teşkilat ve organizasyon manasına da gelir. Bu durumda merkezi yönetim,
yerinden yönetim gibi tasnifler geçerli olur. Bunlardan ayrı olarak günümüzde
bazı yeni kavramlar da yönetim tasnifleri arasına girmiştir. Mesela, stratejik
yönetim, katılımcı yönetim gibi kavramlar yönetimde yenlikleri ifade eder.
Yönetim kavramını yukarıda tanımladık, gelelim
yönetişim kavramını tanımladık.
Bu noktada belirtelim ki, yönetişim 20. yüzyılda
ortaya çıkmış bir kavramdır. Yönetim tarihler kadar eski olmakla birlikte
yönetişim kavramı çok yenidir.
Yönetişim, klasik yönetimin katı ve
merkeziyetçi kurallarını dışarıda bırakan, dikey değil yatay hiyerarşiyi esas
alan bir modelin adıdır. Yönetişimde de elbette insan, teşkilat, mevzuat ve
fiziki unsurlar olmakla birlikte, bu unsurların kullanımı farklıdır. Yönetimde
insan kaynakları emreden ve emredilenler şeklinde ikili bir ayrıma tabidir.
Yönetişimde böyle bir ikili ayrım yoktur. Herkes kurumun maksat ve hedefini
gerçekleştirmek içi el ve gönül birliği etmişlerdir.
Yönetim
de etik değerler ve adalet anlayışı, şeffaflık, tutarlılık, katılımcılık,
etkililik, ekonomiklik ve verimlilik ve benzeri yönetişim değerlerinin
uygulamada yer bulmadığı zamanlar olmaktadır. Hatta çoğunlukla yer bulmaz.
Çünkü yönetimde maksat çoğu zaman günü kurtarmak ve yarını düşünmemektir.
Halbuki yönetişim yarını düşünür ve bugünü de en iyi bir şekilde
değerlendirmeyi esas alır.
Son
olarak, yönetişim hakkında en net ve en akılda kalıcı söz söylemek gerekirse o
da, “yönetişim, iyi yönetimdir.” İnsanların birbirlerini dinlediği ve
anladığı, adalet ve ehliyet içinde yöneltildiği, güler yüz, sevgi, saygı,
nezaket, hizmet bilinci, doğruluk ve dürüstlük gibi etik değerlerin hakim
olduğu bir yönetim, esasta yönetişimdir.”
Yönetişim,
bir süreçtir, bir anlayıştır ve bir kültürdür.
Bu
teorik bilgilerden sonra Ülkemizdeki yönetim uygulamalarından acilen yönetişim
anlayışı ve kültürüne geçilmesi gerektiğine inanıyorum. Yani, günü kurtaran ve yarını
düşünmeyen, emreden ve bundan keyif alan, kurumları Babalarının çiftliği gibi
görüp keyfine göre at koşturan, kanunlara ve mevzuata değil amirlerinin
emirlerine kayıtsız-şartsız uyan personeli yükselten, adalete ve hukuka değil
bir avuç yöneticiye biat edenleri ödüllendiren bir sistem vatandaşa huzur
getirmez.
Yönetişim
anlayış ve kültürün de bir an önce hem kamu, hem de özel sektör yönetiminde
yaygınlaşması gerekir. Bu sağlanmazsa, mobbing olur, psikolojik baskı olur,
yönetenler yönetilenleri ezerler, yönetenler kendi çıkarları için kamunun
çıkarlarını feda ederler. Bunlar olursa vatandaş mutlu ve huzurlu olmaz.
Vatandaş mutluluğu ve huzuru için yönetim değil, yönetişim gereklidir.
Yönetim klasiktir ve eskide kalmıştır.
Klasik ve eski kuralların uygulandığı yerde yönetişim olmaz. Günümüzdeki
toplumları yönetimle idare etmek zordur ve artık yönetim zamanı değil,
yönetişim zamanıdır.
Kızılderililere
atfedilen bir söz vardır: “Bana söylersen unutabilirim. Gösterirsen
anımsayabilirim. Ama işin içine beni de katarsan o zaman anlarım. O zaman
unutmam ve daha da fazla yararlı olurum.”
Evet,
etkili, verimli ve ekonomik yönetimin adı yönetişimdir. Bu yönetim şekli başarı
getirir ve Ülkeleri ileriye götürür.



