Geçtiğimiz ayda, kendisini öğrencilerine siper eden Öğretmenimiz ve 9 canımız aramızdan ayrıldı. Herkes kendi payına düştüğü kadar acıları paylaştı. Yerel idarecilerimiz acılı ailelerimizi duyduğumuz bildiğimiz kadarı ile yalnız bırakmıyorlar.
O kara günde bir sendikalar vardı. Koştular geldiler, nutuklar attılar. Hatta bir sendikanın genel başkanı okul önünde kurulan kürsüde tüm heyecanı ile konuşurken, okul aile birliği başkanının konuşmasına ; “Bu bizim kürsümüz, herkes kendi kürsüsünden konuşsun” pılını pırtısını takım taklavatını toplayarak gitti.
İşçi sendikaları hariç, ben sendikalara karşıyım. İşçinin patronun iki dudağı arasında olan işten gönderilme tehlikesi varken, olağanüstü bir suçu yoksa, memuru en fazla sürgüne gönderirsiniz. Yani işten kovulma olayı çok zordur. Dolayısıyla bana göre sendika saltanatlığına gerek yoktur.
Çünkü, sendika hak arar değil mi?
Ama şimdiki sendikaların bir çoğu, idarenin işine müdahale etmektedir.
Misal; bir kahraman şehirde, siyasiler kıskandıkları bir başka siyasetçinin adamı olarak nitelendirdikleri bir kırmızı plakalı yöneticiyi gönderip yerine bir başkasını getirme zaferinin sarhoşluğunu yaşarken, o idareciye çöken sendikacılar, yardımcılık isteriz deme cesaretini gösterebiliyorlar. O idarecide, yardımcılık kalmadı bir sekreterlik verelim diyebiliyor.
Bu yazdıklarımın neresi olduğunu bilen bilir, bilmeyen hikaye gibi okuyabilir.
Bu kıskanç siyasiler, bununlada kalmayıp görevden aldırdıkları (hadi Hoca diyelim) idarecinin adamı diyerek, (hadi bunu adına da hastane diyelim) batmak üzere olan bir müesseseyi ayağa kaldıran bir başka bürokratı da, aklı sıra kavga ettiği dükkan sahiplerinden (!) akrabası diye görevden aldırmanın keyfini yaşarken, temsil ettikleri siyasi grubun gelecek seçimlerde neler yapabileceğini veya nasıl bir tepki göreceklerinin hesabını da yapamıyorlar..
Geçmişte bu memleket, özellikle sağlık teşkilatlarında “sendika” kontenjanı olduğunu yaşamıştır.
Birde hacı-hoca tayfasının oluşturduğu sendikalar var. Bir ara iki grup kavga ettiği için hafızalarda yeri vardır bu sendikaların.
Bunlarda geçmişte, her ota müdahale etmeyi marifet sayarken, temsil ettikleri Diyanet’in en büyük görevlerinden biri olan, özelliklere gençlere ve çocuklara Din’lerini öğretme dallarına hiç basmazlar.
Okulların olduğu bölgelerdeki Camilere Cuma günleri gidin ne demek istediğimi anlarsınız. Büyüklerin bir çoğu saf tutmanın usullerini bilmezken, öğrenci tayfasından olan gençlerde namaz adabı da yok. Hutbede ya konuşurlar, ya telefon ellerinden düşmez. Cami çıkışında, hutbenin konusu ne diye sorsan, o neydi diye sorarlar muhtemelen. Çünkü Cuma namazının şartlarını bilmedikleri, gibi maneviyatından da haberleri yok.
Şimdi çıkacaklar bana, sendikanın görevlerinden bahsedecekler büyük ihtimal. Yemezler, gidin okullara, hiç değilse din derslerinde bunları anlatın çocuklara. Hepsinin olmasa da bir çoğunun kulağında kalır.
Sözün kısası, sendikaların müdahil olduğu ve iç işlerine karıştığı kurumların takipçisiyiz.
Memleket adına..




