Yalnızlık bir kader mi? Yalnızlık bir keder mi?
Çağımız, yalnızlık çağı mı?
Günler yalnızlık mı getiriyor? Yoksa biz mi yalnızlığa koşuyoruz?
Kalabalıklar içinde yalnızlık kaderimiz mi? Ya da yaşlılıkta yalnızlık bir kader mi?
Yalnızlık mı zor, yalnızlık düşüncesi mi? Yalnızlık önce bir düşünce olarak mı başlar?
Yalnızlık bir korku mudur?
Yalnızlık herkesi bekleyen bir gerçek midir?
“Yalnızlık düşüncesi, yalnızlık korkusu, yalnızlık gerçeği”, ne sayarsanız sayın, “yalnızlık” insanın bir kaderi? Ya da kederi.
Evet, “yalnızlık” üzerine bir yazı kaleme alma ihtiyacı duydum.
Bazen düşünüyorum da, “heykeller kadar yalnızız.” Ben bu yaşıma gelene kadar, “heykelleri yalnız bilirdim. İnsan, heykelden daha yalnızmış meğer.”
Heykelden bahsettik de, meşhur bir heykel var. “Düşünen Adam Heykeli mi” diyorlar ismine. Esasında çok insanın bildiği bir heykel bu. Bu heykelde, “bir adam var, bir elini çenesine dayamış, öbür eli dizinin üstünde, düşünüyor.” Daha da açık söyleyeyim: “Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi önündeki heykelden bahsediyorum.”
Bu heykele bakınca insan ürperiyor. Sanki bu heykeli oraya yani, o hastanenin önüne koymakla, “düşünmeyin, düşünürseniz sonunuz delilik mi” demek istiyorlar. Ondan sonra da, “bu memlekette neden düşünür, düşünce adamı ve mütefekkir az çıkıyor” diye dert yanıyoruz. O heykele bakan insan, düşünmekten korkar.
Neyse, asıl konumuz bu değil. Bu yazıda asıl meselemiz “yalnızlık” üzerine hasbıhal etmektir.
Şimdi, Düşünen Adam Heykeli ile yalnızlık arasında nasıl bağ kurduğumu düşünüyorsunuz değil mi?
İşte şu iki mısrada saklı bu sorunun cevabı:
“Gün gelir anlar insan, anılarla baş başa kalacağını,
Gün gelir anlar insan, başını avuçları arasına alacağını.”
Aynı o heykel gibi, yalnız kalacağız ve ellerimiz çenemizde ya da iki elimiz başımızda düşüneceğiz.
Hayır, hayır, hayır! Yukarıda yazdıklarım doğru değil. Yukarıda yalnızlık hakkında yazdıklarım, bana nefsimin fısıldadıkları. Nefsim beni korkutuyor. Nefsim, bana ne korkunç şeyler fısıldıyor öyle!
Hiçbir zaman yalnız olmayacağız. Çünkü, “Allah her an bizimle beraberdir.” Çünkü, “Allah bize şahdamarımızdan daha yakındır.”
Yüce Rabbimiz (cc), bakın Kaf Suresi 16. ayette ne buyuruyor: “Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.”
Allah var, korku yok. Kader var, keder yok. Allah var, ümitsizlik yok.
Allah kuluna yetmez mi? Tamam, insanlar seni yalnız bırakabilir. Tamam, yaşlılıkta bir kenara itilme ihtimalin var. Tamam, bu çağda herkes kendi kabuğuna çekilmiş. Bunlar birer gerçek olsa da, en büyük gerçek şudur: “Allah kuluna yeter.” İşte size bu hususta müjde niteliğindeki bir ayet: “Allah kuluna kâfi değil midir? Seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah, kimi saptırırsa artık onun yolunu doğrultacak biri yoktur.” (Zümer Suresi, 36)
Evet, yalnızlık konusundaki bizim esas dayanak noktamız bu ayetler olmalıdır. Allah bizimledir. Bu nedenle hiçbir zaman yalnız değiliz. Maazallah, Allah’tan ayrı kalırsak, O’nu (cc) unutursak, yalnızız. Bakın bu hususta Üstadımız Bediüzzaman ne diyor: “Onunla (cc) olan zindanda olsa bahtiyardır. O’nu (cc) unutan saraylarda da olsa bedbahtır.”
İşte sözün özü: “Allah var, yalnızlık yok. Kader var, keder yok.” Vesselam.




