Cumhuriyet Partisinin kurultay çalışmaları sırasında delegasyon üzerinde uyguladığı yöntem, Türk siyaset tarihinde yeni bir sayfa açtı.
Herkesin kendi penceresinden baktığı ve olayın siyasi bir entrikadan ziyade, demokrasiye vurulan darbe olarak niteleyenlerinde olduğu gerçek olan şu ki; Özgür Özel’in oyunda hile yapmak serbest ama yakalanmayacaksın politikası, CHP’nin kendi içinden ihbar edilmesi ve itirafçılar nedeniyle patladı.
Sosyal medya silahşörlerinin cirit attığı ortamda, olayı rakibin ekarte edilmesi olarak yorumlayan andavallarında sayısı oldukça fazla.
Gerçek olan şu ki; CHP’de ala-vere yapan gruplar bunu ört bas etmek için hedef şaşırtma yöntemiyle, algı operasyonu yapıp, Milleti kandırma peşinde..
Türk siyasi tarihinin usta isimlerinden AK Parti MKYK üyesi ve 64. Hükümet Kültür Bakanı Mahir Ünal’da X hesabı üzerinden yaptığı değerlendirmede; “CHP’nin kendi iç hesaplaşmasını AK Parti üzerinden okumaya çalışması da ayrıca dikkat çekicidir. Her siyasi krizde dönüp AK Parti’yi hedef göstermek, kendi yapısal sorunlarıyla yüzleşmeyi ertelemekten başka bir anlam taşımıyor.” Dedi.
Ünal’ın değerlendirmesi şöyle:
“Siyasi partiler, demokratik hayatın vazgeçilmez kurumlarıdır. Bu kurumların meşruiyeti ise hukukla, siyasi olgunlukla ve demokratik teamüllerle kurdukları ilişkiden beslenir.
Türkiye siyasi tarihinde çok daha ağır kırılmalar yaşandı. Partiler kapatıldı, liderler siyaset yasağı aldı, hareketler dağıtılmak istendi. Ama bütün bu süreçlerde demokratik zemini koruyan şey, öfkeye teslim olmamak, kurumsal aklı kaybetmemek ve siyaseti sokak psikolojisine hapsetmemekti.
Merhum Necmettin Erbakan da Recai Kutan da yaşananları içine sindirmemiş olabilir. Ancak hiçbir zaman parti binalarını fiili çatışma alanına çevirmediler. Hukuka itiraz ettiler ama hukuk düzenini hedef alan bir dil üretmediler. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan bir şiir okuduğu için hapis cezası aldığında “ben devletime küsmem” dedi.
Bugün CHP içinde yaşanan tablo ise, siyasi krizle demokratik olgunluk arasındaki farkı yeniden gösteriyor. Eşyalarla barikat kurulan, polisle gerilim görüntülerinin ortaya çıktığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin önünde devletin makamlarına yönelik saygı sınırlarını aşan sloganların atıldığı bir atmosfer siyasete değil, vandallaşmaya hizmet eder.
Demokrasi, yalnızca seçim kazanıldığında değil, kriz anlarında da hukuk içinde kalabilme iradesidir.
CHP’nin kendi iç hesaplaşmasını AK Parti üzerinden okumaya çalışması da ayrıca dikkat çekicidir. Her siyasi krizde dönüp AK Parti’yi hedef göstermek, kendi yapısal sorunlarıyla yüzleşmeyi ertelemekten başka bir anlam taşımıyor.
Öte yandan, basın özgürlüğünü sürekli siyasi söylemin merkezine yerleştirenlerin, hoşlarına gitmeyen bir yayın karşısında gazeteciye fiziki müdahaleye yönelmesi ibret vericidir. CNN TÜRK muhabiri Murat Bekmezci’ye yönelik saldırıyı bu yüzden yalnızca bireysel bir öfke kontrolsüzlüğü olarak değil, siyasette dilin nasıl sertleştiğinin bir yansımasıdır.
Şiddeti meşrulaştıran, hakareti siyaset dili haline getiren ve gazeteciyi susturarak demokrasi savunusu yaptığını düşünen hiçbir anlayışın; ne hukukla, ne özgürlükle, ne de demokratik siyasetle sahici bir bağı olabilir."









