ASKER MEKTUBU..


Merhaba sevgili okurlar, sevgili dostlar.

Bir önceki yazımda Dostozan’ın “Askere Mektup” şiirini sizlerle paylaşmıştım. Anadolu kadını Emine, askerde olan çocuğunun babası, Kara kaşlı yağız Mehmet’ ine olan özlemini dile getirmişti. Şiir 1972 yılında Babamın Amasya da Toprak İskan Müdürlüğünde çalıştığı dönemde yazdığı bir şiirmiş. Aradan yıllar geçiyor yıl 1981 dokuz yıl sonra Askere Mektup Şiirine Asker Mektubu şiiri ile cevap verdiriyor Dostozan.  

Mektubu alan Mehmet in Emine’ sine olan özlemini yine Dostozan’ ın şiirsel anlatımı ile dile getiriyor. Şiirler buram buram Anadolu, hasret, saygı ve sevgi kokuyor. Anadolu insanının sevecenliği, sıcaklığı, eşlerin birbirine karşı olan duygularını dile getiriyor.  Bu şiirler Anadolu insanını tanıyan, hasreti, özlemi, sevgiyi bilen Dostozan ın kaleminden kâğıda dökülüyor. Şiirler yakınlaştırıyor, özlemleri, duyguları anlatıyor, mesajlar veriyor incecikten, naif bir şekilde. Bize de okumak, anlamak, o güzel duyguları yaşamak kalıyor.

Sözü uzatmadan duygu seli içerisinde yazılmış Asker Mektubunu ve hatırlatma için Askere Mektup şiirlerini beğeninize saygı ve sevgilerimle sunuyorum.

ASKER MEKTUBU -NAZİRE

Ela gözlüm, üzülüp de ağlama.

Yazıldı teskere hemen yoldayım

Çantam hazır, vurdum muydu sırtıma.

Kahvaltımı yapar yapmaz ordayım.

***

Aramızda dağlar varmış ne çıkar.

İster yağmur olsun, isterse de kar.

Kalk borusu şimdi, birazdan çalar.

Postalımı giyer giymez ordayım.

***

Hasretimi koydum mektup içine.

Ne türküler yaktım bilmem ismine.

Kötü şey gelmesin sakın kalbine,

Yatağımı bozar bozmaz ordayım.

***

Ahınan, vahınan bu iş olmuyor,

Vakit hiç geçmiyor zaman dolmuyor.

Kimse "derdin nedir?" diye sormuyor.

Şu yaz geçsin, gelince güz, ordayım.

***

Efkarımı dağıtmıyor sigara.

Varsın kalsın yine vuslat bahara.

Hele nergiz, sümbül düşsün dağlara.

Kokusunu alır almaz ordayım.

***

Zor derler di askerlik, hiç zor değil.

Yakan aşk ateşi beni, kor değil.

İki ayım kaldı bugün de dahil.

Siz yaylaya göçer göçmez ordayım.

***

Oyalı mendilin koynumda durur.

Rüyaların beni alır götürür.

Oğlum Ali eşiklikte oturur,

O ayağa kalkar kalkmaz ordayım.

***

Öğle olur tüfekleri çatarız.

Yan geliriz çayırlara yatarız.

Söğüt dallarına tarih atarız,

Bir yudum su içer içmez ordayım.

***

Mektubunu aldım çabuk gel diyen,

Asker şapkasını yere çal diyen,

Amma ve de lakin çavuş ol diyen,

Pırpırları takar takmaz ordayım.

***

Bir gün bu şapkayı ben de atarım.

Göğe doğru şöyle, geri tutarım.

Benim iki gözüm, ayalim, karım.

Sen lambayı yakar yakmaz ordayım.

***

Ela gözlü yarim, Emine'msin sen,

Dilimden düşmeyen kelimemsin sen.

Kınalı kekliğim damda öterken,

Ferikleri uçar uçmaz ordayım.

***

DOSTOZAN'dan hediyedir bu mektup.

Hissesini herkes alsın okutup.

Mor dağları renk renk eylerken grup,

Şu nöbeti tutar tutmaz ordayım.

 Mehmet Hanifi Sarıyıldız/ Dostozan -1981

Geçen hafta yazdığım Askere Mektup Şiirini hatırlatma amacı ile aşağıda tekrar yayınlıyorum.

ASKERE MEKTUP

Kara kaşlı benim yağız Mehmet'im.

Bağlar budanacak izin al da gel.

Sen gittin gideli uyku görmedim.

Güller domur domur, petek balda, gel.

***

Bademler, kaysılar çiçeğe durdu.

Anan karı bağda haymayı kurdu.

Oğlun Ali emekleyip oturdu.

Mehmet'im, şapkanı yere çal da gel.

***

Sarı inek buzağladı geçende.

Nah, şuramda durur sütler içende.

Bir görseydim seni ekin biçende.

Tez Mehmet'im haydi bir kuş ol da gel.

***

Sigaranı yatağında sar gene.

Baş ucunda telli sazın var gene.

Bu Emine'n kurban sana, yar gene.

Aylardır, yıllardır gözüm yolda gel.

***

Bu mektubu sana gel diye yazdım.

Hasretimi anla, sez diye yazdım.

Sen de bana böyle yaz diye yazdım.

Unutma sözünü, çavuş ol da gel.

Mehmet Hanifi Sarıyıldız /Mart 1972-Amasya

Bir dahaki yazıda buluşmak ümidiyle dostça kalın.08.07.2019